Oyunun İlk Bölümü Şimdi Başlıyor!

İş Hayatındayım

Üniversite öğrencisi ve ya yeni mezun genç arkadaşlarımla sohbet etmekten müthiş keyif alıyorum. Özellikle aynı kuşak olduğumuz için tecrübelerimi kendilerine çok yakın buluyorlar ve açık bir şekilde fikir alış verişi yapabiliyoruz. Kendimle ilgili hikayeleri anlatmaktan yana değildim yakın zamana kadar. Ancak o kadar benzer yollardan geçiyoruz ki, tecrübelerimi belki bir ışık tutar ümidiyle paylaşmaya karar verdim.

Kariyeri ben bilgisayar oyunlarına benzetiyorum. 5 yılda bir farklı bir boyut alıyor, “yani level atlıyorsunuz”. Kastım asla terfii gibi yapısal boyut atlamalar değil. Siz, bakış açınız, tecrübenin sizin için ne anlama geldiği, kurallar ve değerleriniz hep bu dönemde bir bir yerine oturuyor. İşte bu ilk 5 yıl kimi zaman kendinize en uygun işi aradığınız bir yolculuk olabiliyorken, kimi zaman da (şanslıysanız ve ilk işinizin size en uygun iş olduğunu farkettiyseniz) belirli bir dikeyde yükselme anlamına gelebiliyor. Her iki durumda da ilk 5 yıl bence çok kritik.

Benim oyunumun ilk bölümü çok keyifli, başarılarla dolu geçti şükürler olsun. Dönüp baktığımda, işime en çok yarayan şeylerin ise bunlar olduğuna karar verdim. Umulur ki, faydanıza olur sizin de…

“Bilmiyorum” veya “Anlamadım” demekten korkmayın

Kurumsal hayata başlangıç, başka bir dünyaya geçiş gibi olabiliyor bazen. BÜT, Yaz Okulu, Öğrenci İşleri gibi terimlerin hayatınızdan tamamen çıkıp, bunların yerine “fyi, mail forward etme, toplantı schedule etme…” gibi bir yığın terimin girdiği bir hayata dahil oluyorsunuz. Bu hayata hızlı adapte olmak sizin elinizde. Etrafınızdaki insanlar çok yoğun, kısacık bir zaman dilimine onlarca iş sığdırmaya ve yetiştirmeye çalışıyorlar. Sizi anlamalarını, yönlendirmelerini beklemek en doğal hakkınız elbette ancak maalesef bu her zaman mümkün olmayabiliyor. Lütfen, bilmediğiniz ve ya anlamadığınız herşeyi sorun. Kimsenin sizin hakkınızda ne düşüneceği umurunuzda olmasın. Bir konuyu tamamen anlamadan asla müdahil olmayın. Açık nokta bırakmadan her detayı sorun, anlamaya çalışın. Ancak bu şekilde işinizin lideri olabilirsiniz.

Şu İngilizce meselesi…

2 yıldan biraz daha uzun bir süre yurtdışında yaşadım, dünyanın en iyi firmalarından birinde çalıştım. İş yerinde İngilizce konuşmak adına ne öğrendiğimi merak ediyor musunuz? Türkiye’de İngilizce konuşmak daha zor. 🙂 İlk yöneticim İrlandalı’ydı. Ekip toplantılarında kendimi ifade etmekten çekindiğimi, yanlış cümleler kurmaktan korktuğumu ve beni yönlendirmesini istemiştim. Bana aynen şunu söyledi: “Ben ana dili İngilizce olmayan, İngilizce konuşulmayan bir ülkeden gelen insandan mükemmel bir şekilde konuşmasını zaten bekleyemem. Birbirimizi anlayalım yeter. Ancak dikkatimi bir şey çekti. Siz Türkler, her gramer hatasında birbirinizi düzeltiyorsunuz. Sen benden değil, diğer Türkler’den çekinmiyor olmayasın?” Evet, işte bu! Arkadaşlar, biz gramer İngilizce konusunda süper bir eğitim sistemine sahibiz (!), ancak pratik İngilizce hayatımızda yok. Konu pratik İngilizce’ye gelince de doğru bildiğimizi yapıp, gramer sınırlarına takılıyoruz. Dünyada böyle bir düzen yok. Bırakın beyniniz size yardım edecek, kelime, harf, bağlaç, bilmem ne continus tense düşünmeden konuşun. Yurtdışında madalya, Türkiye’den gelip en düzgün gramer kurallarıyla İngilizce konuşana verilmiyor. Kendini ifade edebilen, araştırmayı seven ve çalışan, çok çalışana veriliyor.

İş ilişkisi dışında da ilişki geliştirin

İş hayatında sosyal ilişkileri kuvvetli, çevresi geniş insanların daha başarılı olduğunu gözlemliyorum. Bu maddeyi biraz açmak gerekiyor. Kastım sosyal kelebek olmak değil çünkü. İçi dolu, gerçek bir ilişki ağınızın olmasını kastediyorum. Vefalı olun, insanlara yardım edin, paylaşın. Bunu müthiş bir içtenlikle yapın. Siz karşılık beklemeseniz dahi, bir gün bunların hepsi size kesinlikle dönecek. Ahmet’i çok insan tanır- demek başka, Ahmet’i çok kişi sever başka. Kimsenin sizin giydirdiğiniz sevgi elbisesini reddedeceğini sanmam. Kendi küçük dünyanızı güzelleştirmek için sevin, iyi insanlarla bağlantılarınızı güçlendirin ve beslenin. Herkesin, sizin bilmediğiniz en az bir şeyi bildiğini unutmayın.

Her işin önce “olur”unu düşünün

Beyin de kas gibi antrenmana tabii tutabileceğiniz ve güçlendirebileceğiniz bir organ. Pozitif tutum konusunda beyninizi zorlayın. Dahil olduğunuz projelerin önce nasıl yapılırsa hayata geçebileceğini düşünün. Liderler etraflarında pozitif tutuma sahip ve yapabilirlik yetisi yüksek insanları isterler. Büyük işler ancak böyle başarılır. Siz her “olur” dediğinizde, beyninizin o sorunu çözmek ve ya işi yapmak için yollar üretmeye başlar. Bu iş tutmaz derseniz, ne yaparsanız yapın burnunuzun dibindeki çözümü göremezsiniz.

. @meryemadak :Liderler, pozitif tutuma sahip ve yapabilirlik yetisi yüksek insanları isterler. Click To Tweet

Etki alanı, ilgi alanı

Nihayetinde hepimiz insanız ve limitli bir enerjimiz var. Bu enerjiyi doğru alanlara odaklamak ile gerçek başarı ve tatmin elde edebiliriz. Drucker’ın bir modeli, hem iş hayatımda hem de özel hayatımda bundan çok faydalanıyorum. Önce büyük bir daire çizin, ve ilgi alanınıza giren her şeyi yazın. Mesela aile, iş, tuttuğunuz takım, çocuğunuz, kıyafetleriniz… her şey. Bu büyük dairenin içine bir de minik bir daire buraya da ilgi alanınıza giren şeylerden etki edebildiklerinizi yazın. Şimdi anladınız ne demek istediğimi. Hayatımızda çok şey olup bitiyor. Ama hepsine etki etmemiz mümkün değil. Enerjinizi ve motivasyonunuzu etki edebildiğiniz alana odaklarsanız, dünyanız güzelleşir. Örneğim; İş değiştirmek etki alanınızdadır, ama yöneticinizi seçemezsiniz, iş arkadaşlarınızı seçemezsiniz… Etki ettiğiniz şey işinizi daha iyi yapma, verimli ve çalışkan olmak gibi şeyler olabilir. Etki alanınızda bulunan faktörlere odaklanırsanız kendiniz için en doğru hamleyi yapmış olursunuz.

.@meryemadak : Enerji ve motivasyonunuzu etki ettiğiniz alana odaklarsanız, dünyanız güzelleşir. Click To Tweet

İş iştir, aile her şeydir!

Eğitim hayatınız boyunca iyi bir iş sahibi olmak için yapmadığınız şey kalmadı. İstediğiniz işi buldunuz. Harika. Ama tüm saatlerinizi, benliğinizi, sağlığınızı, ailenizi bu iş için feda edecek misiniz gerçekten? Edebilirsiniz. Kısa vadede geri dönüşünü de görebilirsiniz. Ama sürdürülebilir bir başarı ve mutluluk getirmeyecek bu size, üzgünüm. Ailenizi, kendinizi ve sağlığınızı her şeyin üstünde tutun. Sınırlarınızı çizin. Vaktinizi verimli kullanın. Hem aileye hem de işe yeterince vakit ayırırsanız, içsel bir mutlulukla beraber gelen başarıyı yakalayabilirsiniz. Tek başına parti yapar mı insan? Başarı ancak sevdikleriniz etrafınızdayken keyiflidir. Onları ihmal etmeyin.

.@meryemadak :Başarı ancak sevdikleriniz etrafınızdayken keyiflidir. Click To Tweet

Ben bildiklerimi paylaştım, almak sizin elinizde. Dilerim iş hayatı sizler için de en az benim için olduğu kadar keyifli olur. Yeni insanlar tanımanın, güzel işler yapmanın ve katman katman yeşermenin keyfini çıkarmak sizin elinizde. Siz nasıl bakarsanız, öyle görürsünüz. Tüm dünyayı değiştiremiyoruz, ama kendi dünyamızı değiştirebiliriz.

Doğru seçimlerle, nice mutluluk dolu başarılara…

Sevgilerimle,

Meryem.

=========================================================================

Misafir Yazar : Meryem Adak / İşveren Markası Yöneticisi

meryemadakMarmara Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu olan Adak, kariyerine Avea’da İşe Alım Uzmanı olarak başladı. Daha sonra yine aynı şirkette Dijital Pazarlama alanında da çalışan Adak, 2014 yılında LinkedIn Irlanda ofisinde Türkiye pazarından sorumlu Kurumsal İlişkiler Yöneticisi olarak işe başladı. LinkedIn’de çalıştığı sürede şirketin en önemli ödüllerinden biri olan “Global Top Performer” ödülüne layık görülmüştür. Mart’ayından beri Türk Telekom’da İşveren Markası çalışmalarının yönetiminden sorumlu yönetici olarak kariyerine devam etmektedir.

Share on Google+Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someoneBuffer this page

Bir Cevap Yazın